Pipo İçmenin Termodinamiği

Neil Archer ROHAN’ın 17 Şubat Salı, 2009 tarihli yazısını 2 senelik bir bekleyişin ardından Türkçeye çeviren sayın Alperen ACAR ve Gül Kökü Elif hanım’a bu yazıyı bizlerle buluşturdukları için her ikisine gönülden teşekkür ederiz. Umuyorum ki içim deneyimlerimizi değiştiren ve farklı tecrübelere yol açacak bir yazı.

İçim tekniğinin pipo içenin deneyimini nasıl değiştirdiğinden oldukça sık bahsedilir. İçim tekniğinden kasıt yalnızca çekim şiddeti ve temposu gibi görünse de, seçilen pipo, hazne şekli, seçilen tütün harmanı, piponun hangi sıkılıkta ve ne şekilde doldurulduğunun da, içim deneyimini etkilediğini biliyoruz.

Birçok pipocu, ilk olarak pipo ve/veya tütün seçimine, daha sonra doldurma tekniğine ve son olarak tamp etme tekniğine odaklanır. Benim deneyimime göre, pipo yakma tekniği, pipo yakma metodu tüm bu etkenler içinde en az dikkat edilenidir.

Geçenlerde bir cumartesi, bir dolum G.L Pease Stonehenge – benim kişisel favorilerimdendir – yakmaya niyetlendiğimde hemen Corona Old Boy çakmağıma uzandım ve çakmağı evde unuttuğumu fark ettim. Bu yüzden tütüncüden bir ahşap Swan Westa kibriti rica ettim. Tütünü yakar yakmaz, Stonehenge in damağımdaki lezzetinin oldukça farklı olduğunu hissettim. Bu benim bildiğim ve sevdiğim bir tütündü. Oldukça fazla deneyim sahibi olduğum bir tütün olduğu halde, tadı gözardı edilemeyecek kadar farklıydı.

Favoriniz olan bir tütünün zaman zaman farklı tatması rastlanmadık bir durum değildir. Örneğin ben espresso ya da koyu bir sade kahve içerken, tütünden aldığım ilk fırt, daha yumuşak aromalar verir. Eğer Bourbon viski içiyorsam, tütünden aldığım tat daha güçlü ve daha tatlı aromalar alırım. Fakat bu kez aroma bir kaç kat farklı idi. Dumanda gözardı edilemeyecek kadar daha çok tatlılık ve misk kokusu vardı. Tütündeki şeker tipik isli pekmez tadında idi fakat o beklediğim yanık karamela tadı ortalarda görünmüyordu.

Oturup neler olup bittiğini anlamaya çalışırken, tütünün nemini falan kontrol ettim. Aniden gelen bir aydınlanma ile, bu tütünü muhtemelen ilk defa kibrit ile yaktığımı fark ettim. O an, bir aylığına pipolarımı yalnızca kibrit ile yakmayı denemeye karar verdim. Çakmaklarımı çekmeceye kaldırdım ve o günden beri yalnızca kibrit kullanıyorum.

Aynı zamanda da tutuşturma -ya da bilim insanlarının verdiği isimle “pyrolizing” – üzerine de biraz araştırma yapmaya karar verdim. Bu küçük araştırma projesi bana düşündüğümden çok daha fazla şey öğretti.

İlk olarak yakma metotumun deneyimimi bu kadar etkileyebileceğini, ayrıca termodinamiğin benim içim deneyimlerim arasındaki farkları bu kadar net biçimde açıklayabileceğini hiç düşünmemiştim.

Bekleneceği üzere, tıbbi araştırmacıların ve bilim insanlarının, tütünün yanma sıcaklıklarının tütün içindeki aromatik karsinojenlerin gelişimine etkilerini araştırdıklarını gördüm. İki Fin bilim adamı, Ermala ve Holst, – araştımalarını çoğunlukla 50’lerde yayınlamışlar- araştırmalarında puro, sigara ve pipoda yanma dinamiklerini karşılaştırmış ve aradaki farkları göstermişlerdir. Termokupl sensörler kullanarak, her ne kadar tüm tütün içim metotlarında tütün, içici tarafından yakılıyor ise de, puro, pipo ve sigaralardaki yanma dinamiğinin birbirlerinden oldukça farklı olduğunu belirlemişlerdir.

Örneğin pipo tütünü (yanma bölgesinde) ortalama 500°C civarında, sigaralar 670°C civarında ve purolar bu ikisinin ortasında bir sıcaklıkta yanar. Bununla birlikte, her tütün içme aracı için, bu sıcaklıklar değişkenlik gösterebilir. Örneğin bir pipo içicisinin ulaşabileceği maksimum sıcaklık 620°C olarak belirlenmiş, bununla birlikte yavaş ve soğuk bir içimde bu sıcaklık 380 °C a kadar düşebilir. Fark edebileceğiniz gibi, sıcaklıktaki bu değişkenlik, dil üzerindeki dumanın sıcaklığını, damağın hassasiyetini ve en önemlisi tütün harmanının gerçek aromasını büyük ölçüde etkiler. Peki aroma nasıl etkilenir ?

Ermala ve Holst, tütün haznesi içinde 3 bölge olduğunu belirlemişlerdir:
Prensipte, yanan tütün üç bölgeye ayrılabilir (sigara ve pipo için) : a) asıl parlayan nokta, oksidasyonun oluştuğu, ileride “yanma bölgesi” diye anılacak, b) damıtma (distilasyon) bölgesi, gerçek bir parlamanın olmadığı fakat tütünün sıcaklığının yüksek ve kuru damıtmanın yüksek olduğu c) sıcaklığın düşük olduğu kuru damıtılmış maddelerin olduğu, ve bu sebeple, “yoğuşma (condensation) bölgesi “ olarak anılan parlama bölgesinden en uzak bölge.

Ermala ve Holst, pipo tütününün yanma dinamiklerini açıklarken, nispeten düşük yanma sıcaklıklarında bile yanma bölgesi (gerçek parlama noktası) dışında kalan geniş bir alana ısının yayıldığını ve bu ısıtılmış alanın içersinde (yani damıtma bölgesi) çeşitli maddelerin fraksiyonlarının (katran, yağlar, nem gibi) duman içerisine yanmadan karıştığını bulmuşlardır. Ermala ve Holst, pipo içindeki damıtma bölgesinin oldukça büyük olduğunu, ayrıca üçüncü bir bölgenin (yoğunlaştırma bölgesi) kuru damıtık malzemelerin yoğunlaşmasını sağladığını kaydetmişlerdir.

Onların tespitlerini incelerken, pipo tütünü tadının aslında üç işlemin, oksidasyonun, kuru damıtmanın ve yoğunlaşmanın bir karışımı olduğunu fark ettim. Ayrıca, pipo içicisinin pipo içme sıcaklığını ayarlayabilme yetisinin de bu üç işlemin etki oranlarını değiştireceğini anladım. “Pipoyu daha sıcak içen”, daha fazla miktarda oksidasyon ve muhtemelen daha fazla distile sıvı, yani nemle oluşan tatlar açığa çıkartacaktır, piposunu serin içen kişi ise muhtemelen bu oranları daha eşit hale getirecektir.

Bu edindiğim bilgiyi tartarken ve pipo içme tarzıma etkilerini düşünürken, bir yandan pipo yakma tarzımı ve ayrıca bastırma ve yeniden yakma yöntemlerimi de düşündüm.
1) Neredeyse her seferinde pipomu yakmak için bütan gazlı pipo çakmağımı kullanıyordum
2) son zamanlarda alevi büyük bir yanma yüzeyi (köz alanı) elde edebileceğim şekilde yönetmeye çalışıyordum
3) yeniden yakma sırasında, tütünün yüzeyinde büyük bir yanma bölgesi oluşturabilmek için bütan çakmak alevini uzun bir süre boyunca türün üzerinde tutuyordum.

Ahşap ve bütanın tutuşma sıcaklıklarını karşılaştırdığımda (kimyada, tutuşma sıcaklığı bir maddenin aleve karıştığı en düşük sıcaklıktır) Bütanın hava ile karıştığında 1977 santigrat derece yandığını, oysaki kibritin 600 ila 800 derece santigrat arasında yandığını öğrendim. (Kibrit üretiminde kullanılan ahşap çeşidine bağlı olarak 800 derece santigrata kadar çıkabiliyor ve çoğu kibritte Aspen ahşabı kullanılıyor).
Pipolarını yakmak için bütan gazlı jet alevli torch kullanan insanlar olduğunu ve bu cihazların 2500 santigrat derece sıcaklık ürettiğini düşündüğümde – ki bu Güneşin ısısına denk geliyor – dehşete kapıldım.

Açıkçası, açığa çıkan sıcaklıklardaki farklılıklar neredeyse saçma denebilecek kadar uç noktalarda. Bütan alevini tütüne uyguladığım sürenin uzunluğunu düşündüğümde, tütünün süper ısındığımı fark ettim; bu da aromalara, özellikle sevdiğim şekerli olgun Virginiaların tadına olumsuz yönde etki etmekteydi.

Ayrıca, Türk tütünün diğer çeşitlerden daha sıcak yandığını da öğrendim (Kaydedilen en yüksek sıcaklık, 812 ° C ile Türk tütünü içeren bir sigarada ölçülmüştü) Özellikle hoşlandığım karışımlarda sıkça bulunan bu tütünleri düşündüğümde – yani Oryantaller ve Latakia – yıllardır rutin olarak tecrübe ettiğim lezzet çarpıklıklarının kaynağının ilk yakma ve yeniden yakma tekniklerim olduğu sonucuna vardım. Bir haznedeki tütünün son yüzde 30’unun yeniden yakıldığında neden kötü tatlar verdiği de böylece kafamda iyice netleşmiş oldu.

Küçük araştırma projem beni hem daha bilinçli hem de mutlu etti. Pipomun yanma bölgesinin büyüklüğünü ve yoğunluğunu yönetmeye daha fazla dikkat ederek pipo içme deneyimimin geliştiğini görebiliyorum. Tütünlerimden daha kompleks tatlar alıyor ve çok daha az dil ısırması yaşıyorum.

Ayrıca, pipo içme tarzımdaki kendi ölçütümün ve tütün yoğunluğunun tüttürülen piponun mühendisliği ile eşleşmesinin de ne kadar önemli olduğunun artık farkındayım. Daha büyük çaplı hava deliği olan pipolarda daha sıkı dolum yapmak ve ufak çekişler gerekiyor. En önemlisi, artık ilk yakma ve yeniden yakma esnasında tütünü olabildiğince az ısıtmam gerektiğinin bilincindeyim.

Birçoğunuz gibi ben de tütün değerlendirmelerinin tutarsızlığının nedenini ve öznelliğini sık sık merak etmişimdir. Artık pipocunun seçimlerinin, tekniklerinin ve araçlarının pipo içenlerin harmanları algılayışlarını ne kadar etkilediğini daha iyi anlıyorum.

Serkan Ozseyhan
Serkan Ozseyhan
1975 yılında Ankara'da doğdum. İlk okulu Dr. Reşit Galip ilkokulunda ortaokulu Mimar Kemal Lisesinde okudum 1990 senesinde İstanbul'a taşındım. Liseyi Beyoğlu Fındıklı Lisesinde tamamladım. 1993 - 1997 yılları arasında Alanya'da yaşadım. Daha sonra tekrar İstanbul'a geri döndüm. Pipo içmeye 2010'da başladım. 2012 senesinde hobi amaçlı pipo yapmaya ise başladım. Daha sonra hobiden çok yaşam biçimi haline gelince kendi adımla pipolarımı yapıp satmaya başladım. Son 9 senedir Bodrum'da yaşıyorum. 2009 senesinde evlendim 2011 yılında Batıkan ismini verdiğimiz bir oğlumuz oldu. Hala yaşamaya ve daha iyiyi yapmaya uğraşıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.