pipe-smokingBugüne kadar, “Pipo Güncesi” köşesinde, pipo severlere pipo içme alışkanlığı üzerine birtakım deneme ve röportajlar aktarmaya çalıştım. Bugünse, farklı bir yazı yazma eğilimi içinde olacağım. Bu yazıyı burada yazmakta ve yayınlamaktaki amacım, bir pipo içicisinin kendi hayatının efendisi olması gerektiği ve olabileceği konusundaki yüksek inancımdan ileri gelmektedir. Yazıma geçmeden evvel, kıymetli arkadaşımın el emeği olan “Prof. Pipes” markalı ve Arwen isimli pipomu G.L. Pease – Westminster tütünüyle dolduruyor ve kendime has çekişlerle tutuşturuyorum. Körüklerken, tütünün baskın tadını boğazımın ta âdemelması denilen kısmında dahi hissetmeye başlıyor ve bu hissiyatla yazmaya koyuluyorum. Size de iyi okumalar ve keyifli tüttürmeler diliyorum. Okumaya başlamadan önce bir pipo yakmak iyi olabilir. Size görece iyi bir on dakika sunacağımı umuyorum.

Dostlarım, efendiler,

Benim yıllar yılı üzerinde yoğunlaşmaya çalıştığım düşünce aşağı yukarı şundan ibarettir:

“Hayatımız, adına “an” denilen zerrelerden (atomlardan) oluşan, bize yalnızca 1 kere sunulan ve üzeri paketlenmiş bir armağandır.” Dışardan içeriğini göremediğimiz ve tam olarak anlayamadığımız bu armağanı doğru anlayabilmek için, hiç kuşku yok ki atomlarından başlamalıyız maddeyi incelemeye. Çünkü hepimizin bildiği bir gerçek şudur ki; bir fili ya da ineği bütün halinde yiyemeyiz, parçalara ayırmamız gerekir.

(Pipodan kısa ve sık aralıklarla, sönmeyecek kadar nefesler çekiyorum. Üstündeki kül tabakası istediğim düzeye erişinceye kadar. Sıklıkla pipo tokmağımla kül tabakasını sıkıştırıp biçimlendiriyorum.)

Biz insanlar, hayatlarımızın çoğu döneminde uzunlu kısalı, gerçekçi ya da hayalci planlar yapar ve uygulamaya çalışırız, kâh başarılı oluruz kendi planlarımızı uygulamakta, kâh başarısız… Çünkü zaman, sinsi ve berbat bir efendidir, onun efendisi olabilecek bilgeliğe erişenlerin dışında kalanlara. Çoğunlukla da hayatlarımızı ele geçirmeyi başarır. Bugüne dek dünyaya gelip, dünyadan göçerek onun bir parçası olmuş insanların birçoğu, gerçek anlamda doyuma ulaşamadan ve hayalini kurup da gerçekleştiremediği düşlerle teslim eder ruhunu.

Mezarlıklara gidin, orada gerçekleşmemiş düşler ve söylenmemiş sözlerin huzursuz fısıltılarını duyabilirsiniz.

Günümüzde, bu durum daha da kötü bir hale bürünmüştür. Ortalama bir genç, yetişkin ya da ergen artık haftada en az 50 saati elektronik makinelerle geçirmekte ve zaman geçirdiğini sanarak aslında her an kendisi ölmektedir. İnsanoğluna bahşedilen 5 duyunun yalnızca ikisi (görme ve işitme) kullanılmakta, insan ırkı diğer ırklar karşısında fiziksel yetilerini yitirmektedir, tıpkı zaman olgusunun önem ve değerini kendi nezdinde yitirdiği gibi…

(Tütünümden bir nefes daha çekiyorum, derin ve doyurucu…)

Hayat, her ne kadar sırça tepsiler içinde sunulmuş bir armağansa da, “hayat” kisvesi altında biz insanlara dikte edilenler bir o kadar tuzaktır bizlere. Para, kariyer ve bunlar gibi diğer gündelik tutkular ömrün genellikle üçüncü çeyreğinde yerini gerçek hayallere bırakır. İnsan ömrü 80 yıl olarak kabul edilir ve insanların bu hesapla 40’lardan sonra gezmeye, harcamaya, gerçek anlamda hayatlarını yaşamaya başlamaları işte bu geç fark ediştendir.

(Bir nefes, bir sıkıştırma daha… Zaman geçiyor. Tütün de, ömrümüzün mumu gibi yokolup gitmekte…)

Buraya kadar bahsini ettiklerim, çok derin bir farkındalık sürecinin bir (ve çoğunlukla ilk) adımıdır. (Hayatı hangi değerler bütünüyle yaşayacağınız hiç kuşkusuz ki sizlerin inisiyatifindedir, nitekim küstahlık etmek ve yaşam felsefenize burnumu sokmak değildir amacım. Tek temennim, naçiz fikirlerimin sizlerde yeni bir muhakeme ya da kıvılcım oluşmasına vesile olmaktır.) Bu farkına varma adımını, yeni bir hamleyle güçlendirebilirsiniz ki bu da fırsattan, yani takvimden istifade edip 2016’yı, yeni yılınızı yaratmak çabasından başka bir şey değildir.

2016, değerli pipo içicisi yazar Mark Twain’in bakış açısıyla önümüzde boş bir tuval gibi durmakta iken, bizler her gün bu tuvale yeni ve yeknesak bir fırça darbesi vurmaktayız. 31 Aralık 2016 günü ise çok uzakta değil, o gün vuracağımız son darbenin ardından ise önümüzde karman çorman veyahut yarım yamalak bir renk cümbüşü bulmamız da, bütünüyle ahenkli ve muazzam bir tablo yaratmış olmamız da ihtimal dahilindedir. İlk söylediğim ihtimali isteyenler yazıyı okumaktan vazgeçip sosyal medya hesaplarına geri dönebilirler.

(Sönmeye yüz tuttu tütünüm, körüklemeler de fayda etmiyor. En iyisi bir kibrit daha vurmak… Ne de olsa bu bir yarış değil… Hayat bir yarış değildir…)

Bütünüyle ahenkli ve muazzam bir tablo – yıl – nasıl yaratılır?

  1. Adım: Önceki tablolardan dersler çıkararak ve bu dersleri aklımıza kazıyarak.
  2. Adım: Yeni tabloda nasıl bir resim yapılacağına, yani yılı ne gibi güzel şeyler yaşayarak geçireceğinize karar verip nizami bir plan yaparak. Bu aşamada, doğru planı yapmak ve sönmeye yüz tutmuş ama kolay alevlendirebileceğiniz hayallerinizi sandıktan çıkarmak önemlidir.)
  3. Adım: Kafanızdaki resmi yapmak için gerekli becerileri ve malzemeleri (gerekliyse bir resim sehpası, palet, fırçalar, boyalar, temizleyici ve yumuşatıcılar,) edinmeye bilinçli bir şekilde zaman ayırarak,
  4. Adım: Atalet, tembellik, cayma ve erteleme gibi “zaman” denilen sinsi efendinin silahlarından ve tuzaklarından uzak durmayı ve uzak kalamayıp esir düşsek de teslim olmamayı ve yeniden kurtulmayı başararak. Bunun için, hedeflerimize sımsıkı tutunmalı ve inanmalı, onları sıcak ve canlı tutmalı; kendimizi ateşleyecek olan yakıtı her daim temin etmeliyiz.

İşte bu kadar… Bu dört temel adımla, düşlediğiniz yılı yaratabilirsiniz. Dışsal olumsuzlukların da zamanla sizin kararlılığınıza uyum sağlayacağını ve gözünü kutup yıldızına diken bir kaptanı hiçbir fırtınanın durdur(a)mayacağını göreceksiniz.

Ömrüm yeterse, bu günce de ilgi görürse, sonraki güncelerimde bu adımları detaylı ve etraflıca irdelemeye ve izah etmeye çalışacağım. Bu arada, tütünüm de bitti. Şimdi, müsaadenizle Arwen’i temizlemeliyim.

Arda İnal
Arda İnal
9 Mart 1987'de, Muğla'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Muğla'da tamamladı. 2003 yılında ilk “edebi” eserlerini yazmaya başlayan, çeşitli hukukî ve edebî eserlerle yazın yaşamına devam eden Arda İnal’ın“Yitik Aşk’a Şiirler” isimli ilk şiir kitabı 2009 yılında Savaş Yayınları’ndan yayımlanmıştır. Daha sonraki yıllarda “Aşkın Beş Mevsimi” isimli ikinci şiir kitabıyla “Morto’nun Mezarlığı” isimli ilk öykü kitabını tamamlayan yazarın eserleri memleketi Muğla’daki yerel gazetelerde ve Ayna İnsan, Deliler Teknesi, Lacivert, Semaver, Ekin Sanat, Gerçemek gibi çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan ve bir süre serbest avukatlık yaptıktan sonra iki yıl Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nda hukuk uzmanı olarak görev yapan genç yazar, hâlen Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı’nda uzman yardımcısı olarak çalışmakta olup, Ankara’da ikamet etmektedir. Yapıtları: Köşke Giden Puslu Yol, 2007, Ankara (Makale) Yitik Aşk'a Şiirler, Savaş Yay. 2009, Ankara (Şiir) Morto’nun Mezarlığı, Kanguru Yay. 2014, Ankara (Öykü)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.